Abdulkadir Cuneyt Aydin

Abdulkadir Cuneyt Aydin Tüm Yorumlar

26 Eylül - 01 Ekim 2016 tarihlerinde bilimsel bir kongreye katılmak üzere eşimle birlikte Londra da bulunduk. Genelde gezi programımızı kendimiz yapar, gittiğim yerleri adım adım kendi belirlediğimiz programa göre gezeriz. Tabi navigasyonu sürekli kullanmanın külfeti de olmuyor değil. Ancak bu defa kongreden geriye sadece üç gün kalıyordu ve bu süreyi en verimli şekilde geçirmek için yerel tur şirketlerine (big bus vs) bakmaya başladım.

 

 

Olabildiğince alternatif tur şirketlerini değerlendirebilmek için tamamen ingilizce kullanarak bir arayış içerisinde iken gözüme enteresan bir yazı ilişti. Ortasında bayrağımız olan bir site, "Bizim Londra". Nasıl yani, dedim kendi kendime. Önce yerel şirketlerden birinin fake reklamı diye düşündüm, ancak biraz inceleyince baya baya Londra da yerel bir tur şirketi ile karşılaştım. Biraz şüphe, biraz endişeyle birlikte sitelerini incelemeye koyuldum. Aslında olağan bir programları vardı ve bana makul göründü. Tabi belirtilen program bizim kısıtlı zamanımız için uygun değildi. Yine de çıkmadık candan umut kesilmez deyip bir mail attım. Aldığım cevaptan biraz da yüz bulunca, üç güne sığmayacak ne varsa sığdırmaya çalışan Oxford Üniversitesinin de dahil olduğu yoğun bir program hazırladım kendimce. Bir de ekleyi verdim sonuna program saatlerini esnetip esnetemeyeceklerine ilişkin bir kaç düşüncemi. Stonehenge i de eklemeye kalmasam tamam dı aslında. Neyse, sonunda Stonehenge olmasa da Londra ve Oxford da gezlmesi, görülmesi gereken neresi varsa içeren yoğun bir programda mutabık kaldık. Bütün bu ön yazışmalara rağmen yine de ülkem insanı deyip, ne olur ne olmaz kuşkum bizi rahatsız ede dursun Heathrow havalimanına vardığımızda bizi güler yüzüyle karşılayan aracımız ve şoförü endişelerimiz bir nebze de olsa azaltmıştı. Ama henüz Tur operatörümüz ve rehberimiz Mustafa beyle tanışmamıştık.

 

Programımız ertesi sabah otelden başlayacağı için sabahı beklemekten başka çare yok. Sabah otelin lobisinde Mustafa beyle ilk karşılaştığımız an gerçektende, unutulmaz bir andı. Londra nın soğuk bir sonbahar sabahında, Anadolunun köylerinde, pişirdiği sıcak ekmeğini sizinle paylaşan anadolu insanının sıcak, iç aydınlatan tebessümünü  yüzünden okuduğumuz Mustafa bey, adeta bizi Londra ya değil de kendi memleketimize gelmişiz gibi karşıladı. Bu sıcak tebessüm, adım adım Londra nın her köşesinde, Oxford Üniversitesinin ara sokaklarında, Trinity College da, British Museum da, ve daha adını teker teker sayamayacağım sadece kataloglarda yazılan gezilmesi gereken yerlerde değil, yaşamın içinden kesitleri içeren ara sokakları da kapsayan oldukça yoğun bir gezi yapmamıza olanak sağladı.

 

Daraldığımızda küçük bir kafede mola verirken, acıktığımızda gönlümüzce İngiliz mutfağına göz atmamıza da imkan tanıdı. Memleket hasreti duyunca, bir ülkem insanının kafesinde, restoranında memleketi de andık hani. Biz yorulduk, ama Mustafa beyi yoramadık. Gece gündüz her taşın altına baktık, yine de o güleç yüzünden tebessümü hiç eksik olmadı. Programımızın her anında nerede nasıl fotoğraf çekilmek gerekir bilgileri eşliğinde fotoğrafçılığını da konuşturdu bize. Bütün bunları İngiliz dakikliğinde yaptığını da ayrıca vurgulamak lazım. 

 
Sevgili Bizimlondra,  bize sizi tanıma şansı verdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Böylesine yoğun bir programı bu kadar sürede, ancak sizin sayenizde yorgunluğunu hissetmeden gerçekleştirebilirdik.
 
İşinize ve ülkeniz insanına olan sevginiz bu işteki başarınızın temel kaynağı olduğu kanaatindeyiz. Çocuklarla planladığımız gelecek gezimizde yeniden sizinle buluşabilmek ümidiyle,  Bizim Londra ekibine ve özelinde siz Mustafa beye selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.
 
 
Hasret ve muhabbetle,
 
Fatma & Abdulkadir Cüneyt AYDIN